7 Mart 1919’da İngilizlerin Urfa’yı işgal etmesiyle birlikte şehirde ve çevrede yaşayan aşiretler arasında derin bir huzursuzluk baş gösterdi. İngilizler, Urfa halkına ve çevre aşiretlere burada kalıcı olmadıklarını, kısa süre içinde bölgeden ayrılacaklarını söyleyerek durumu geçici göstermeye çalıştı. Ancak 30 Ekim 1919’da Urfa’nın idaresinin Fransızlara devredilmesiyle işgal süreci daha sert ve baskıcı bir hâl aldı.
Fransız kuvvetleri, şehre yerleştikleri andan itibaren Urfa’yı adeta kendi mülkleri gibi görerek hâkim noktalara askerî birlikler konuşlandırdı; yerli halka karşı ayrımcı ve sert uygulamalara yöneldi. Ermeni unsurları kayıran bu tutum, hem şehir merkezinde hem de kırsalda büyük bir tepkiye yol açtı. Fransız komutanlar, çevre aşiretlerin ayaklanma hazırlığında olduğu bahanesiyle Urfa Jandarma Komutanı Ali Rıza Bey’i görevden aldılar. Ardından Yüzbaşı Sajous, Siverekli Ali Efendi’yi Kuvayı Milliye ile irtibatı olduğu gerekçesiyle tutuklayarak hapse attı.
Siverekli Ali Efendi, Badıllı Aşireti tarafından sevilen ve saygı duyulan bir isimdi. Bu tutuklama, bölgede sabrı taşıran gelişme oldu. Bunun üzerine Badıllı Aşireti, işgale karşı tutumunu açıkça ortaya koydu. Aşiret reisi Badıllı Sait Bey, Fransız komutanlara Siverekli Ali Efendi’nin serbest bırakılmasını ve Urfa işgalinin sona erdirilmesini talep eden bir ültimatom gönderdi. Ancak Fransız komutan Sajous’un Urfa halkının iradesini hiçe sayan ve işgal kararlılığını ortaya koyan cevabı üzerine, Badıllı Aşireti geri adım atmadı ve ikinci, kesin uyarı iletildi. Olayın ciddiyetini anlayan Fransızlar, Siverekli Ali Efendi’yi serbest bırakmak zorunda kaldı.
Bu süreçte Urfa Jandarma Komutanlığına atanan Yüzbaşı Ali Saip Bey, kurtuluş mücadelesini fiilen başlatmak için çevrede destek arayışına girdi. Siverekli Ali Efendi aracılığıyla Badıllı Aşireti ile temas kuruldu. Ali Saip Bey, Ağızhan, Yedikuyu ve Hamurkesen köylerine giderek aşiretin ileri gelenlerinden tam destek aldı. Badıllı Aşireti, Urfa’nın kurtuluşu için yalnızca sözle değil, fiilen sahaya inmeye hazır olduğunu ortaya koydu.
5 Şubat 1920 tarihli mektubunda Badıllı Aşireti, Urfa Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne hitaben; çevredeki aşiretlerin mücadeleye hazır olduğunu, din ve millet uğruna fedakârlıktan kaçınılmayacağını açıkça bildirdi. Bu mesaj, direnişin yalnızca şehir merkezine sıkışmayacağını, kırsal güçlerin de harekete geçeceğini gösteren net bir irade beyanıydı.
7 Şubat 1920’de Badıllı Aşireti savaş hazırlıklarını tamamlamış, üç ayrı noktada harekete hazır hâle gelmişti. Yaklaşık 250 atlı ile Hamurkesen’in güneyindeki Hékiç Kuyusu’nda toplanan aşiret kuvvetleri, Yüzbaşı Ali Saip Bey ile birlikte Urfa’ya yöneldi. Diğer aşiretlerden önce şehir çevresine ulaşan Badıllılar, kurtuluş mücadelesinin öncü gücü oldu.
Aynı gün Fransızlara Urfa’yı boşaltmaları için son ültimatom iletildi. Süre dolmadan, gece karanlığında iki koldan şehre girildi. Badıllı Aşireti Beykapısı’ndan, diğer aşiretler Harran Kapısı’ndan Urfa’ya giriş yaptı. 7 Şubat 1920’de Urfa’ya giren kuvvetler arasında Badıllı Aşireti başta olmak üzere Bucak, Döğer, Şeyhanlı, İzollu, Baziki ve Kırvar aşiretleri yer aldı. Yaklaşık 1500 atlıdan oluşan bu güç, şehirde direnişin seyrini değiştirdi.
9–10 Şubat 1920 gecesi yapılan ilk taarruz, Badıllı Aşireti’nin öncülüğünde gerçekleştirildi. Fransız karargâhına yapılan baskında düşman püskürtüldü; Fransız bayrağı indirilerek yerine Osmanlı sancağı çekildi. Elde edilen ganimet, hücumu gerçekleştiren Badıllı Aşireti’ne bırakıldı ve durum Heyet-i Temsiliye’ye bildirildi.
Takip eden günlerde çatışmalar şiddetlendi. Külaflı Tepesi’nin ele geçirilmesiyle Fransızların şehirdeki hareket alanı daraltıldı, ikmal yolları kesildi. Badıllı Aşireti ve diğer Kuvayı Milliye unsurları, kendilerine verilen görevleri kararlılıkla yerine getirdi. 30 Mart 1920’de Şişko’nun Bağı’nda yaşanan çarpışmalarda ağır kayıplar verilmesine rağmen direniş kırılmadı. Fransız kuvvetleri açlık ve cephane sıkıntısı yaşamaya başladı.
10 Nisan 1920’de yapılan görüşmelerin ardından, 11 Nisan 1920’de Fransız birlikleri Urfa’dan çekilmek zorunda kaldı. Şebeke mevkiinde yaşanan son çatışmalarla birlikte Urfa, düşman işgalinden tamamen kurtarıldı.
Urfa’nın kurtuluşu; halkın, aşiretlerin ve yerel direniş güçlerinin birlik içinde hareket ettiğinde neleri başarabileceğini göstermiştir. Bu mücadelede Badıllı Aşireti, sahadaki gücü, kararlı duruşu ve öncü rolüyle Urfa’nın özgürlüğünde belirleyici bir yer edinmiştir.
Badıllı Aşireti’nin Tarihi ve 1920 Öncesi Konumu
Badıllı Aşireti, Şanlıurfa-Harran hattının en köklü aşiretlerinden biridir. Mezralarıyla birlikte yaklaşık 40 köyü kapsadığı; yüzyıllardır Urfa–Harran–Siverek çevresinde etkin olduğu belirtilir . Osmanlı kaynakları, Badıllıların 1691 yılında Diyarbakır çevresinden Harran ovasına yerleştirilerek iskâna tâbi tutulduğunu yazar . Osmanlı’nın son döneminde de güçlü bir sosyal yapı vardı: 22 Kasım 1919 tarihli bir raporda, Badıllı Aşireti’nin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne binlerce silahlı milis ile destek verdiği, örgütün toplam gücünün 600’ü aştığı kaydedilmiştir . Bu sayılar, savaş hazırlıkları öncesinde aşiret kaynaklı kitlesel gücü gösterir.
Direnişte Badıllı Aşireti’nin Rolü
Badıllılar, Urfa’nın Fransız işgaline karşı örgütlenen Kuvâ-yı Milliye hareketinde çok aktif yer aldılar. Ocak 1920’de yayımlanan isyan planında Badıllı aşireti de “Urfa’daki Fransız kuvvetlerini çıkarmaya ve diğer yerler ile telgraf hatlarını kesmeye” görevlendirilmiştir . Gerçekten de Ocak 1920’de Urfa Jandarma Kumandanı Yüzbaşı Ali Saib Bey, gizlice Badıllı Reisi Sait Bey’in köyüne giderek aşiret reisleriyle buluşmuş; ertesi gün Urfa saldırısı kararlaştırılmıştır  . 6 Şubat 1920’de Badıllı Sait Bey’in köyüne gelen Urfa kuvvetleri, Ali Saib Bey yönetiminde taarruza hazırlanmış; böylece yaklaşık 3.000 kişilik Türk kuvveti toplamıştır  . 9 Şubat gecesi bu kuvvetler Fransız Siyasi Hakimi Sajous’nun karargâhına saldırmış; Badıllı aşiretine savaşta önemli rol düşmüş ve ele geçirilen ganimet Badıllı milislerine verilmiştir . Mart sonunda, Fransızların cephanelerinin azaldığı bir dönemde Murad kumandasındaki Badıllı çeteleri şehre ilişkin karakollara baskın düzenlemiş; bu çatışmada Badıllılar 7 şehit ve 3 yaralı vermiştir .
Badıllı aşireti sadece doğrudan çatışmalara değil lojistiğe de katkı sağlamıştır. İsyan planında telekomünikasyonun kesilmesi görevleri arasında Badıllılar da sayılmış; Fransızların telgraf hatları aşiret kuvvetlerince tahrip edilmiştir . Ayrıca, Urfa Cezaevi’nden çıkarılan genç hükümlüler Kuvâ-yı Milliye’ye katılmış, Badıllı milisleriyle birlikte savaşmıştır . Bu sayede halk desteği artmış, şehir merkeziyle bağlantılar kesilmiş; tüm bunlar Urfa’nın 11 Nisan 1920’de kurtuluşunu hazırlamıştır. Yerel tarihçiler ve resmi kaynaklar, Badıllı kuvvetlerinin Urfa’yı çemberleyen direnişin bel kemiğini oluşturduğuna dikkat çeker  .
Badıllı Reisi Sait Bey: Hayatı ve Liderliği
Badıllı Aşireti Reisi Sait Bey (1882–1944), Urfa’nın işgal yıllarında aşiretini örgütleyerek direnişe öncülük eden simge isimdir . Aşiret içinde saygı gören ve “eski serdarlara yakışır” bir lider olarak tanımlanan Sait Bey, işgal karşısında kayıtsız kalmamış, tek bir emirle aşiretini seferber etmiştir . Örneğin Siverekli Ali Efendi’nin Fransızlarca tutuklanması üzerine Sait Bey, Fransız kumandanına ültimatom niteliğinde mektuplar göndererek “aşiretiyle birlikte Urfa’ya hücum edip Ali Efendi’yi kurtaracağını” bildirmiştir; gelen ikinci uyarı mektubu Ali Efendi’nin tahliyesini sağlamıştır  . Bu cesur tutumu sayesinde Sait Bey, hem halk arasında moral kaynağı olmuş hem de Fransızları yıldırmıştır.
Badıllı Sait Bey, Kurtuluş Savaşı sonrası dönemde de takdir görmüş; Osmanlı ve Cumhuriyet hükümetleri tarafından Gümüş İftihar ve kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası ile onurlandırılmıştır . (Bu madalyanın 1926’da TBMM kararıyla kendisine verildiği de belirtilir .) Sait Bey’in kişiliği ve liderliği, yerel kaynaklarda “cesaret timsali” ve “ülkü için ömrünü feda eden” bir figür olarak anılır  . Kurtuluş sonrasında Ali Efendi’ye açılan siyasi dâvâlar sırasında bir süre Suriye’ye sığınmış, ancak daha sonra dönerek Cumhuriyet yönetimince yargılanmış ve beraat etmiştir .Badıllı Aşireti Reisi Sait Bey (1882–1944): Kurtuluş Savaşı yıllarında Urfa’nın işgalinden kurtarılmasında önderlik etmiş, emirleriyle aşiretini seferber etmiş bir lider. Hem savaşta hem barışta cesaretiyle bilinir. Savaş sonrası Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde madalya ile ödüllendirilmiştir  .Belgeler, Tanıklıklar ve Yerel Değerlendirmeler
Döneme ait belgeler ve tarihçi çalışmalarında Badıllıların rolü çeşitli kaynaklarda vurgulanır. Örneğin Mustafa Can’ın çalışmasında, Ocak 1920’yi izleyen süreçte Ali Saib Bey’in “Namık” takma adlı direniş komutanı olarak Badıllı Sait Bey’in yanına gittiği belirtilir . Müslüm Akalın’ın Urfa Kurtuluş Destanı kitabında da Sait Bey’in mektupları ve aşiret kuvvetlerini toplaması genişçe anlatılır  . Devlet arşivlerindeki kayıtlar, Badıllı aşiretine mensup binbaşı Murad komutasındaki grupların 29–30 Mart’ta Fransız karakollarına saldırdığını, bu çatışmada Badıllı milislerin 7 şehit verdiğini teyit eder . Ayrıca İngiliz Büyükelçiliği raporlarında ve Fransız komutan Sajous’un belgelerinde Sait Bey’den söz edildiği, Urfalıların direnişine katkısı kaydedildiği görülmektedir.
Birinci elden tanıklıklar da mevcuttur. Örneğin Holmes’un Urfa’da Ermeniler adlı eserinde şu satırlar geçer: “9 Şubat sabahı, Büyük Camiden ve kentteki her minareden atılan silah sesleriyle ‘Saldırı başladı’ dendi… Asker yoktu, ayaklanan halktı” . Bu ifade, Urfa halkının ve aşiretlerin tek yürek olup Fransızlara karşı yöneldiğini gösteren canlı bir tablodur. Yerel tarihçi Müslüm Akalın ve diğer araştırmacılar, Sait Bey’in direniş kahramanlığına sık sık işaret ederken, Badıllı aşiretinin Urfa savunmasında belkemiğini oluşturduğunu vurgulamıştır  .
Örnek Zaman Çizelgesi (1920)
Olay ve Kaynaklar
22 Kasım 1919
Urfa Jandarma Komutanı Ali Rıza Bey, Badıllı aşireti de dâhil binlerce milis gücü olduğunu ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne katıldıklarını rapor etti .
Akalın, Urfa Kurtuluş, s.38
15 Ocak 1920
Direniş hazırlıkları çerçevesinde Fransızlara ültimatom planlandı; Badıllı ve diğer aşiretler, Urfa’daki Fransızları püskürtme ve telekomünikasyon hatlarını kesme görevine alındı .
TUBA (Mustafa Can)
14–15 Ocak 1920
Ali Saib Bey ve arkadaşları, gizlice Urfa’dan ayrılarak Badıllı Reisi Sait Bey’in köyüne ulaştı .
TUBA (Mustafa Can)
6 Şubat 1920
Urfa yakınlarındaki Badıllı Sait Bey köyünde aşiret reisleri ve kuvvetler toplandı; toplam Türk direniş gücü ~3000 kişi olarak kaydedildi .
TUBA (Mustafa Can)
9 Şubat 1920
Direnişçi kuvvetler, Fransız Siyasi Hakimi Sajous’nun karargâhına sürpriz baskın düzenledi. Badıllı aşireti bu çatışmada önemli rol oynadı; ele geçirilen ganimet Badıllı milislerine paylaştırıldı .
TUBA (Mustafa Can)
30 Mart 1920
Murad Kumandan’daki Badıllı çeteleri, Fransız karakollarına saldırdı; şiddetli çatışmada Badıllılar 7 şehit ve 3 yaralı verdi .
TUBA (Mustafa Can)
11 Nisan 1920
Fransız kuvvetleri Urfa’yı tahliye etti; şehir çıkışında Badıllı ve diğer aşiret kuvvetleri ile şiddetli çatışmaya girdiler. Fransızların Urfa işgali ağır kayıplarla sona erdi.
(Ayrıntılar TKT ve yerel tarih eserlerinde)
Bu ve benzeri kaynaklardan derlenen bilgiler, Badıllı Aşireti’nin Urfa kurtuluşundaki hem askeri hem toplumsal rolünü ortaya koymaktadır. Aşiret reisleri ve yerel önderler, dönemin gazetelerine ve arşiv belgelerine de yansımıştır. Özetle, yerel tarih çalışmalarına göre Badıllılar ve lideri Sait Bey, Urfa’nın 11 Nisan 1920’deki kurtuluşunda kilit bir rol oynamış, direnişin en cesur ve kararlı unsurlarından olmuşlardır  .
Kaynakça
• Mustafa Can, Urfa’nın İşgali ve Kurtuluşu, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Yayınları
• Müslüm Akalın, Urfa Kurtuluş Destanı
• Osmanlı Arşiv Belgeleri (Dâhiliye ve Askerî raporlar)
• İngiliz Büyükelçiliği Raporları (1919–1920)
• Fransız Siyasi Hakimi Sajous’un raporları
• Holmes, Urfa’da Ermeniler
• Yerel tarih araştırmaları ve Urfa sözlü tarih anlatıları