• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Medeni Yüksel

medeni yüksel röportaj

Erzurum Badıllılarından Medeni Yüksel ile Yapılan Röportaj

A.Ş.: Sizi tanıyabilir miyiz?

M.Y.: Benim adım Medeni Yüksel. Hacı Niyazi’nin oğluyum. O, Hacı Abdullah’ın oğlu, o da Agit’in oğludur. Malazgirt’te, Karayazı’da, Hınıs’ta, Karaçoban’da bize “Mala Çılçek” diyorlar. Ben Karayazılıyım. Birçok yerde akrabalarımız var. Biz Patnos’tan Malazgirt’e, oradan da Karayazı’ya gelmişiz. Malazgirt’te Torakan Köyü’nde kalmışız.

A.Ş.: Mensup olduğunuz ailenizin toplam nüfusu nedir?

M.Y.: Bulanık, Malazgirt, Hınıs, Karaçoban ve Karayazı’da yaklaşık 10 bin nüfusumuz var.

A.Ş.: Buradaki Badıllı mensupları olarak buraya nereden geldiniz?

M.Y.: Aile olarak Patnos’tan geldik. Malazgirt ve Bulanık’takiler Diyadin’den gelmişler. Hangi tarihte geldiklerini tam olarak bilmiyorum. Benim dedemin babası Malazgirt’te yaşamış ve Patnos’tan geldiklerini söylemişler. Patnos’ta bizim aileye “Mala Şeyh Bal” derler.

A.Ş.: Siz Şeyh Bal’ın soyundan mısınız?

M.Y.: Benim babamın dedesi Abuzer, Şeyh Bal soyundandır. Biz Memanî’yiz. Bizim buralar Ermeni bölgesiydi. Buralardaki köylerin isimleri Ermeni isimleridir; bizim köyün adı “Kınakard”dır. Ermeniler tarafından verilmiş bir isimdir.

A.Ş.: Sizin aile büyüğünüz kimdir?

M.Y.: Aşiretlerde bazı bölgelerde bazı insanlar meşhur olmuştur ve o kişiler üzerinden gidilmiştir. Mesela bizim Bulanık, Hınıs, Karayazı, Karaçoban, Malazgirt gibi yerlerde babam Niyazi Yüksel baz alınır; çünkü en meşhuru oydu. Bu bölgenin organizasyonunu o yapardı, bir sıkıntı oldu mu o çözerdi. İki tane mücadelesi vardı. Saydığım ilçelerdeki Badıllılar, Memanîler, Gurukiler hep muhacirdir. Bunlara iki aşiret hükmetmeye çalıştı. Birisi Haseni Aşireti, bir de Şeyh Said ailesiydi. Orada bu muhacirler, bu iki aşiretle çarpıştılar. Çünkü o zaman herkes Şeyh Said ailesinin müridiydi. Muhacirlerin çoğu Şeyh Said’i kabul etmedi. Onlar daha çok Şeyh Abdurrahman Taği’nin etkisindeydiler. Çekişmeler orada daha ziyade mezhepler bahane edilerek araziler üzerindeydi. Bunlar gelip arazilere yerleşerek oradaki aşiretler Şeyh Said’i kullanarak onlarla çarpıştılar. O dönemde bu sıkıntıların hepsini babam göğüslemeye çalışıyordu.

A.Ş.: Siz bölgede hangi isimle tanınırsınız ve sizler nereden Erzurum’a geldiniz?

M.Y.: Bize “Mala Çılçek” demeden önce “Mala Şeyh Bal” diyorlardı. Babamın babası Abdullah, o zamanlar Malazgirt’te meşhur olan Osmanlı Yüzbaşısı Baba Amak’ın kızıyla büyük amcamı evlendirmiş. Bugünkü Kırna köyünü 900 altına satın aldı. Biz o şekilde Malazgirt’ten buraya geldik. Karayazı’ya geldikleri zaman infial olmuş. Şeyh Said ailesi ve müridleri tarafından bizim aileye baskı yapılıyormuş. Diğer yerlerde de Şevreşiler baskı yapıyorlarmış. Eski adı “Gulo” olan Sarıçicek’te de bir Badıllı ailesi var ve onlara da baskı yapılıyordu. Babam eskiden Orta Doğu’da ticaret yapardı ve yılda yaklaşık 35 bin koyun satardı. Şeyh Said ailesi, onların baskılarını göğüsleyen babamı sevmezdi ve hâlen de bizi pek sevmezler. Baba Amak dediğimiz yüzbaşının başlarında olduğu Haseneliler de hısım olmamıza rağmen bizi sevmezlerdi. Kızı benim amcamın eşi olmasına rağmen bize karşıydılar.

A.Ş.: Sizin aileniz anladığım kadarıyla önde gelen bir aileydi. Tarihî belgelerde Çaldıran Savaşı’nda Yavuz Sultan Selim’e yardım ettiğiniz ve Yavuz’un Malazgirt ve çevresindeki bölgeyi sizlere verdiği söylenmektedir. Bu savaştan sonra Yavuz güneye sefer düzenlediğinde yine yanına Badıllıları alır.

M.Y.: Orada Yavuz’u yönlendiren İdris-i Bitlisî’dir. Şeyh Bal o zaman İdris-i Bitlisî’ye diyor ki: “Kaybedersek biz Acemlerin boyunduruğu altına gireriz. Acemlerin idare yeri bize yakın olduğu için ve Osmanlı’nın idaresi uzak olduğu için biz bir şey yapamayız. Biz Osmanlı ile birlikte olursak burada rahatça yaşayabiliriz.” Bunun üzerine Şeyh Bal ona yardım ediyor. Söylenene göre 6–7 bin civarı süvariyle oraya gidiyor.

A.Ş.: Bu dedikleriniz benim için altın değerindedir; bize ailenizden biraz bahseder misiniz?

M.Y.: Benim dedem Abuzer’e, devrin büyükleri “Seni Mahabat’a vali edelim” diyorlar. O da kendisinden ne istediklerini soruyor. “Kürtleri zapturapt altına tut” diyorlar. O da “Ben Kürtleri zapt edemem, çünkü oranın sahipleridir” diyor; onu vali yapmıyorlar. 1974’te Adalet Partisi Çankaya Gençlik Kolları Başkanıydım. Bazı olaylar oldu ve beni partiden ihraç edeceklerdi. O zaman Ankaralılarla Lazlar arasında çok büyük çekişme vardı. Kürtler de genelde siyaseten Ankaralıların yanında duruyordu. Ben başkan olunca bunu değiştirdim. Kulislerle Lazlarla bir olduk, yönetimimizi oluşturduk ve kongreyi kazandık. O zaman Ankara milletvekili Orhan Eren beni çağırdı, bana “Gençlik Kolları’ndan istifa edeceksin, sen Kürtçü komünistsin!” dedi. Eski İskân Bakanı Turgut Toker’e gittim, “İstifa etme!” dedi. Sonra bir gün bir adam geldi, beni sordu, “Seninle konuşalım” dedi. Adı Kumcu Osman’dı; dedi ki “Ben de Erzurum Horasanlıyım ve Kürdüm, ben senin yanındayım.” Sonra gelip partiyi basmışlar, kavga falan çıkmış. İl Başkanı beni çağırdı, Ferhat Nuri Yıldırım. “İstifa et, yoksa seni görevden alırım; çünkü sen Kürtçü komünistsin” dedi. Ben de “İstersen al ama ben istifa etmiyorum” dedim.

Van Badıllıları’ndan Kinyas Amca’ya gittim, durumu anlattım. Onun da Süleyman Demirel ile arası iyiydi. Aradı ve ertesi gün Genel Merkez’e gitmemi söyledi. Gittim, beni içeri aldılar; Genel Başkan yardımcıları ve Kinyas Amca oturuyordu. Kinyas Amca Demirel’e döndü, dedi ki: “Medeni’yi partiden atacaksan at ama babası Niyazi’ye ne söyleyeceğimi de söyle!” Demirel babamın da yakın arkadaşıydı. Göreve devam etmemi istedi. Yani Kürtlerin içinde aşiret reisleri bir karar verdiklerinde kendileri karar vermezler; yanındaki şahsa “Ne söyleyeceğimi söyle, sen hangi kararı verirsen doğrudur” derler. Bu aşiretler arasında bir kültürdür. Bu konuda babam Hacı Niyazi, dönemin şartları nedeniyle despot bir adamdı. Ben babamın iki defa ağladığını gördüm. Birincisi Halepçe’ye bomba atıldığında ağladığını gördüm; bir de 1974 İsrail–Filistin Savaşı’nda ağladı. Kimseden lafını esirgemezdi. Hatta Demirel buraya geldiğinde, çağırdığında onu beklerken Alparslan Türkeş geldi, babamın yanına oturdu. Nereli olduğunu sordu, “Ben Erzurumluyum” dedi. Sonra biz Demirel’in yanına girince Türkeş oradaydı. Demirel’e dedi ki: “Bu adamı bana ver, ben Doğu’yu fethederim.” Babam da dedi ki: “Ben Süleyman Demirel’in adamı değilim, o benim adamımdır; ben olmasam Demirel burada olmazdı.” Demirel de “Evet” dedi, “Hacı Niyazi her zaman dostluğunu ispat etmiştir.” Bizim aile böyle bir ailedir. Ben demokrat, Müslüman ve Kürdüm.

A.Ş.: Siz kendinizi tanıtırken Memanî olarak mı yoksa Badıllı olarak mı tanıtıyorsunuz? Memanî, Badıllı’nın üstü müdür?

M.Y.: Kendimizi Memanî olarak tanıtıyoruz. Mescitli tarafında çoğu Badıllıdır.

A.Ş.: Peki sizin aile büyükleriniz hiç Horasan’dan bahseder miydi?

M.Y.: Hayır, hiç bahsetmezlerdi.

A.Ş.: Kureyş ismi hiç geçer miydi?

M.Y.: Kureyş ismi biz çocukken geçerdi ama Araplara atfedilirdi.

A.Ş.: Çaldıran Savaşı’nı sormak istiyorum ve Şeyh Bal’ın küçük oğlu kimdir? Şeyh Bal’ın üst kimliği nedir?

M.Y.: Onu bilmiyorum. Şeyh Bal’ın küçük oğlu olarak geçiyor sadece, başka bilgim yok. Kürtlerin Arap, Türk ve Acem olmadığı kesindir. Hatta Ermenilerle, Gürcülerle köken olarak yakındır. Peştular Acemlerden daha yakındır Kürtlere. Eski tarih kitaplarında vardır; Perslerle Medler yani Kürtlerle Acemler her zaman savaşmıştır. Kürtlerle Araplar veya Ermeniler savaşmamıştır.

A.Ş.: Sizin herhangi bir araştırmanız oldu mu?

M.Y.: İngiliz Paşası Lord Byron’un Kürtler hakkında bir Anadolu raporu vardır. Öldürülen Rus Büyükelçi vardı, o Kürttü, Müslümandı ve arkadaşımdı. Bir gün beni çağırdı ve Lord Byron’un raporunu bana gösterdi. O raporu Türkçeye çevirmişti, okudum ama bana vermedi.

A.Ş.: Peki sizden itibaren babalarınızın, dedelerinizin isimlerini öğrenebilir miyim?

M.Y.: Ben Medeni Yüksel; babam Hacı Niyazi Yüksel, babası Hacı Abdullah Yüksel, onun babası da Agit, babası Ömer, babası Abuzer’dir. Bizim aileye “Çılçek Ailesi” deniyor.

A.Ş.: Kimden itibaren dağılmayı biliyorsunuz?

M.Y.: Abdullah Yüksel’den sonrasını biliyorum. Erkek çocukları; Niyazi, Ahmet, Zeki, Süleyman, Şevket’tir.

A.Ş.: Niyazi Bey’in çocuklarını öğrenebilir miyim?

M.Y.: Gıyasettin, Medeni ve Fahri Yüksel.

A.Ş.: Ahmet Bey’in çocuklarını öğrenebilir miyim?

M.Y.: Nuri, Süleyman, Hasan, Halil Yüksel.

A.Ş.: Zeki Bey’in çocuklarını öğrenebilir miyim?

M.Y.: Ekrem, Kerem, Servet, Mehmet, Şahin Yüksel’dir.

A.Ş.: Süleyman Bey’in çocuklarını öğrenebilir miyim?

M.Y.: Hüsnü Yüksel.

A.Ş.: Hüsnü’nün çocukları kimlerdir?

M.Y.: Hulusi, Burhan Yüksel.

A.Ş.: Şevket Bey’in çocuklarını öğrenebilir miyim?

M.Y.: Mehmet Emin Yüksel.

A.Ş.: Mehmet Emin’in çocukları kimlerdir?

M.Y.: Yavuz Selim ve Mustafa Nihat Yüksel’dir.

A.Ş.: Çok güzel bir sohbet oldu ve bilgilerinizden istifade ettik. Size çok teşekkür ediyorum, misafirperverliğiniz ve sohbetiniz için.

M.Y.: Ben teşekkür ediyorum, kolaylıklar diliyorum.

Logomuzun Manası

badıllı aşireti sitesi ne işe yarıyor

sık sorulan sorular

Yanlış Bilinen Doğrular

Soy Araştırması Nasıl Yapılır

Badıllı Aşireti Badıllı olmak

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam251
Toplam Ziyaret187443
Anket
Terörsüz Türkiye Hakkında Toplum Görüşü