
Abdülkadir Badıllı Ağabey’in mücadelesi yalnızca Risale-i Nur’un metnini korumakla sınırlı kalmamış; aynı zamanda bu eserler üzerinden yürütülen tahrif girişimlerine karşı da açık ve cesur bir duruş sergilemiştir.
Özellikle 17–25 Aralık sürecinde, Fetullah Gülen ve yapısının devlete ve millete karşı sergilediği tutuma karşı net bir tavır almış, bu süreçte hükümetin yanında durarak açıkça destek vermiştir.
Bu duruşu, sıradan bir siyasi tercih değil;
Risale-i Nur mesleğinin siyasetle çatışmayı değil, istikrarı ve devletin selametini esas alan çizgisine bağlılık olarak değerlendirmiştir.
Badıllı Ağabey, aynı dönemde:
Risale-i Nur’un sadeleştirilmesi adı altında yapılan tahrifleri açıkça eleştirmiş
Bu girişimlerin Nur mesleğiyle hiçbir ilgisinin olmadığını dile getirmiş
Yazıları ve açıklamalarıyla bu sürece karşı ciddi bir fikrî mücadele vermiştir
Onun bu çıkışı, doğrudan doğruya Fetullah Gülen yapısını rahatsız etmiş ve hedef haline gelmesine sebep olmuştur.
Akit gazetesinde verdiği bir röportaj sonrası,
Fethullah Gülen tarafından Abdülkadir Badıllı hakkında dava açılmıştır.
Badıllı Ağabey bu duruma karşı geri adım atmamış, aksine çok net bir duruş sergilemiştir:
Açtıkları davayı siyasi bir hamle olarak değerlendirmiş
“Seçimi kaybedince dava açtılar” diyerek süreci açıkça ifade etmiş
Elinde ciddi belgeler bulunduğunu ve gerekirse mahkemede bunları açıklayacağını belirtmiştir
Ayrıca yaptığı açıklamalarda, Fetullah Gülen’in:
Türkiye’ye dönmemesini sorgulamış
Amerika’daki bağlantılarına dikkat çekmiş
“Kendi iradesini başkalarına kaptırmış” ifadesiyle durumu açıkça eleştirmiştir
Badıllı Ağabey’in en net vurgularından biri şudur:
Fetullah Gülen hareketinin zamanla siyasete girmesi ve devletle çatışma noktasına gelmesi,
Risale-i Nur mesleğiyle bağdaşmamaktadır.
Kendi ifadesiyle:
“Dernek, okul iyiydi ama siyasetle pençeleşmeye başladı”
“Bu yapılanlar Risale-i Nur’a göre değildir”
Bu sözler, onun meseleyi kişisel değil;
meslek ve prensip meselesi olarak gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır.
Abdülkadir Badıllı Ağabey;
Risale-i Nur’un aslını koruduğu için
Sadeleştirme tahrifine karşı çıktığı için
FETÖ’ye karşı açık tavır aldığı için
hedef haline gelmiş, hakkında dava açılmış ve yoğun baskılarla karşı karşıya kalmıştır.
Ancak bütün bunlara rağmen geri adım atmamış,
hak bildiğini söylemekten vazgeçmemiştir.
Bu hadise açıkça göstermektedir ki:
👉 Risale-i Nur meselesi sadece bir kitap meselesi değildir
👉 Bu, bir duruş ve istikamet meselesidir
👉 Ve bu yolda bedel ödemek kaçınılmazdır
Her kitap değiştirilebilir…
Ama her eser değiştirilemez.
Bazı metinler vardır ki sadece bilgi vermez;
bir ruh taşır, bir usul öğretir, bir yol gösterir.
İşte Risale-i Nur Külliyatı, böyle bir eserdir.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin talebelerinden olan Abdülkadir Badıllı Ağabey, ömrünü bu kudsî mirasa adamış; Risale-i Nur’un aslını muhafaza etmeyi bir vazife, bir emanet, bir iman meselesi olarak görmüştür.
O, sadece bir okuyucu değil;
bir müdafaa adamı, bir muhafız ve bir sadakat timsalidir.
Abdülkadir Badıllı Ağabey, hayatı boyunca:
Risale-i Nur’un aslî metninin korunması için mücadele etmiş
Sadeleştirme adı altında yapılan tahriflere karşı açıkça tavır almış
Yazdığı eserler ve reddiyelerle bu müdahalelere cevap vermiştir
Özellikle “Sadeleştirme Asrî Bir Tahriftir” yaklaşımıyla; bu meselenin basit bir dil meselesi değil, doğrudan doğruya iman hizmetine müdahale olduğunu ortaya koymuştur.
Onun mücadelesi sadece kalemle değil;
aynı zamanda duruşla, cesaretle ve açık sözlülükle olmuştur.
Son yıllarda bazı çevreler, Risale-i Nur’u “daha anlaşılır hale getirme” bahanesiyle metinler üzerinde değişiklikler yapmış, buna da “sadeleştirme” adını vermiştir.
Ancak bu girişim, masum bir kolaylaştırma değil;
metne, manaya ve üsluba müdahaledir.
İslam ilim geleneğinde:
Tefsir yapılır
Şerh yapılır
İzah yapılır
Ama metin değiştirilmez.
Abdülkadir Badıllı Ağabey bu meselede açık konuşmuştur:
“Sadeleştirme” adı altında yapılan şey;
👉 Metni değiştirmektir
👉 Manayı zayıflatmaktır
👉 Üslubu bozmak ve hakikati sulandırmaktır
Ve bunun adı bellidir:
Tahrif.
“Sadeleştirme”yi meşrulaştırmak için ortaya atılan iddialar hakikati yansıtmaz:
“Hadis-i bilmana caizdir” → Risale-i Nur’a uygulanamaz
“Bu bir tercümedir” → Aynı dil içinde değişiklik tercüme değil, tağyirdir
“Üstad da tasarruf yaptı” → Müellif yapar, başkası yapamaz
Üstadın açık beyanı vardır:
“Bir harfin hatasıyla mana bozulur.”
Bediüzzaman Said Nursî, hayatı boyunca eserlerine yapılan müdahaleleri reddetmiş, sadeleştirme girişimlerini durdurmuştur.
Abdülkadir Badıllı Ağabey ise bu çizgiyi aynen devam ettirmiştir.
Yani bu mücadele:
👉 Kişisel bir görüş değil
👉 Bir ekolün devamıdır
👉 Bir sadakat zinciridir
Çünkü mesele sadece kelime meselesi değildir.
Bu:
Üslubu kırma
Tesiri azaltma
Risale-i Nur’u sıradanlaştırma
teşebbüsüdür.
Risale-i Nur’un kuvveti, onun orijinal üslubundadır.
O üslup bozulursa, geriye sadece kelimeler kalır.
Abdülkadir Badıllı Ağabey’in ortaya koyduğu tavır nettir:
Risale-i Nur korunmalıdır.
Metnine dokunulmamalıdır.
Hakikat sadeleştirilmez.
Bu mesele bir tercih değil,
bir sadakat meselesidir.
Hakikat ortadadır.
Üstadın yolu ortadadır.
Badıllı Ağabey’in mücadelesi ortadadır.
Biz de aynı yerden konuşuyoruz:
Metne dokunma!
Aksi hâlde bunun adı hizmet değil…
ihanettir.