Av.Kemal Badıllı 49 yıl önce T.B.M.M'de Kürt sorununu dile getirmiş ve çareler sunmuştur.

1961 seçimlerinde Yeni Türkiye Partisi’nden milletvekili olarak meclise giren Av.kemal Badıllı, aynı döneme denk gelen Kürt milletvekillerinden ve bir dönem Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı da yapmış olan Yusuf Azizoğlu ile CHP’li İçişleri Bakanı Hıfzı Oğuz Bekata arasındaki gerginlikle başlayan TBMM’nin ilk Kürt-Türk kavgasında Kürt tarafının önde gelenlerinden biri oldu. Badıllı, Kürt tarihine 55′ler Olayı olarak geçen ve 1960 yılında seçkin 55 Kürdün bir gece apar topar evlerinden alınarak Sivas’taki bir kampa sürülmesi ile ilgili çeşitli soru önergeleri verdi. TBMM’nin açık bir oturumunda Siirt senatörlerinden Abdüllatif Aykut’la birlikte Kürtlerin haklarının tanınmasına dair konuşmalar yaptı ve meclis kürsüsünde Kürtlerin ayrı bir millet olduğunu, herkes gibi onların da hak ve adaletinin temin edilmesini istedi. Bu olaydan sonra Yeni Türkiye Partisi’ndeki arkadaşlarıyla aralarında ayrılıklar oluştu ve partisinden istifa etti. Meclisteki en hararetli tartışmalarda dahi ödün vermediği nezaketi dolayısı ile “Cenab-ı Kürt” olarak tanındı.

T. B. M. M. B:14 30.6.1964 O:2
Sayın Kemal Badıllı, konuşacak mısınız?
KEMAL BADILLI (Urfa Milletvekili) —
Evet efendim.
BAŞKAN — Buyurun efendim.
KEMAL BADILLI (Urfa Milletvekili) -i-
Saym Başkan, Türkiye Büyük Millet- Meclisinin
sayın üyeleri, bu hususta ,yani, kürtçülük
ve kurtluk mevzuu hususunda konuşmak çok isterdim.
Fakat biraz önce gerek Sayın Sıtkı
Ulay'ın ve gerekse Hıfzı Oğuz Bekata Beyin burada
samimî diyebileceğim ifadelerinden bu mevzuun
hakikaten bugünkü atmosfer içerisinde ortaya
atılması veya atılmaması şeklinde bir karara
varmak hususunda düşündüm. Netice şu,: Muh
terem arkadaşlarını, âcizane kanaatime göre bu
•mesele 40 - 50 senedenberl devam etmektedir.
Acaba mesele konuşulmamakla bir fayda temin
edecek midir? Asla, Bence bir hastaya sen rahatsın,
iyisin ,birşeyln yok demekle o iş bitmez.
Bu hastalığı teşhis etmeli, devası ne ise onun
tedavisine başlanmalıdır.
Mesele nedir"? Mesele şu arkadaşlar : Saklamaya
lüzum yok; bugün Türkiye'de bir Kürt
ve Kürtçülük dâvası vardır. Bunu inkâr etmekle
mevcudiyetini izale edemeyiz.
'RUHÎ SOYER (Niğde Milletvekili) — Hangi
kişiler...
BAŞKAN — ıSaym Soyer, hatibin sözünü
lütfen kesmeyiniz, silsileyi efkârı kaybolur.
KEMAL BADILLI (Devamla) — Efendim,
Türkiye'nin bu kadar hayati ve bekası ile ilgili
bir mevzuda lütfen hükümlerinizi mâruzâtımdan
sonraya bırakırsanız daha iyi olur kanaatindeyim.
îcabı hale göre kâh varlığı, kâh yokluğu kabul
ve ilân edilen bu mesele, yani Kürt ve
Kürtçülük meselesi acaba bir millî dâva mıdır?
Acaba bir zümrenin dâvası inidir?
Yoksa senelerin, hattâ asırların ihmaline kaderine
uğrıyan bir bölgenin içtimai, iktisadi,
kültürel dâvaları mıdır?
Bizim kanaatimiz şudur ki; burada Türkiye'de
bir ırk ve millet dâvası yoktur. Mukaddes
Türkiye'mizde arz ettiğim gibi bir bölge dâvası
değil, sayın arkadaşlar, ihmale uğrıyan bir 'bölgenin
ve o bölge halkının içtimai, iktisadi ve kültürel
dertleri ve dâvaları vardır. Bunları artık
görmeliyiz, çarelerini aramalıyız ve birlikte tedavi
etmeliyiz. Tarihî hakikat şudur; bunu saklamaya
lüzum yok. Bugün ırk diye bir varlık
yoktur. Bunlar Ziya Gökalp'in de teşhis ve ifadesine
göre teşrihi bir sergüzeşten ibarettir. Dâva,
kültür ve iktisadi bir birliktir. Bugün Amerika'yı
ele alalım. 72,5 millet vardır. Eisenhower,
Almanlarla harb etti, faik at kendisi Alman ırkına
mensuptur. Bilmem, Kennedy bizzat İrlandalı;
zaten Amerika diye bir ırk yoktur. Fakat
nedir? Bugün Amerika'ya has bir kültür vardır,
bütün fertleri o kültür etrafında toplamışlardır,
bir milletten, yani aıyın ırktan gelen 'milletten
daha kıymetli bir varlık meydana getirmişlerdir.
Bu böyle olduğuna göre, tam dokuz asırdır
Anadolu'ya sahibiz, bu 9 asır içinde bu birliği,
beraberliği bugüne kadar getirdik de, bu birlik
ve beraberliği bugün zedelemeye kimin- hakkı
vardır? Misal mi istiyorsunuz? Alpaslanı düşünün.
Tarihe şöyle bir başımızı çevirelim. Meşhur
Romen Diojenle olan muharebede yalnız
Türkler değildi,- bu dâvaya inanmış Rumlara
karşı olan bütün milletler birleşmiş ve bu arada
10 bin kurt süvarisi de bizzat Alpaslan'a
yardım ederek Anadolun'un fethi şerefine iştirak
etmişlerdir. Misal yalnız bu mu? Hayır. Osmanlı
İmparatorluğuna gelelim. Yavuz Sultan
Selim'in yüksek dirayeti, İdrisi Bitlisinin yüksek
gayretleriyle ne oldu? Bu millet el ele verdi,
Viyana kapılarına kadar, Afrika'nın ortalarına
kadar gitti; gidemiyeeeği hiçbir yer de
yoktu. Bu neden ileri geldi? Bu unsurların sonunu
alarak el ele vermesi, aynı dâvaya magmasından
başka bir şey değildir. Bizzat kendi
başımdan geçen bir hâdiseyi anlatayım; Urfa'-
lıyım, Urfa'da doğdum, ailemin bugüne kadar
Hükümete, millete karşı en ufak bir hatası ve
suçu yoktur. Bö^vle bir aileye mensubolnıakla.
beraber Urfa'da ortaokulu bitirinceye kadar
bende Kürt ve Türk mefhumu diye bir şey yoktu.
'Çünkü biz kendimizi Türk bildiğimiz gibi
Kunt kelimesiyle, ifadesiyle köylüyü, Türk kelimesiyle
de şehirliyi kasdederdik. Vaktaki, İstanbul'a
tahsile gittim; mütemadiyen Kürt, kurtsun,
kurtçusun ifadeleri şüphesiz ki kafamda
birtakım istifhamlar uyandırdı. İşte bu istifhamların
zoruyladır ki, tetkikata başladım. Türk nedir,
Kürt nedir, bize bunları diyenler kimlerdir
ve maksatları nedir? Bu tetkikatın neticesinde
bunları öğrendim. Fakat bu hakikate maalesef
bugüne kadar bir türlü kimseyi inandırmak imkânını
bulamadım.
Diğer bir acı hakikat da şudur : Geçmiş Hükümetler
iç idarede, politikada sıkıştıkları zaman
daima hâdiseler ihdas etmişlerdir. Böylece
kendi zarflarını gizlemek kasdiyle milletin nazarlarını
başka tarafa çevirmek için maalesef bu
kadar [hayati efhemmiyeti haiz olan meseleyi tertipten
bile çekinmemişlerdir. Bunun misali çoktur,
size bir iki misal vereceğim.
Geçmiş iktidarın Dahiliye Vekilinin emri üzerine
bir rapor hazırlanıyor. Afedersiniz, bu rapor
«Operasyon raporu» adiyle meşhurdur. Raporda
deniyor ki, efendim kürtler faaliyete geçti,
tehlikeli bir durum aldı, diyor. Bu dâvayı,
dikkat buyurunuz, dâva kabul ediliyor. ıBu dâvayı
hiç olmazsa bir müddet için geri bırakma-*
mız için bir operasyona ihtiyacımız var. Ne imiş
bu operasyon? Şarklı, yani kurt diye kabul edilen
400 - 500 münevver toplanmalı, bunlar imha
edilmelidir. 'Bu imhada da gerek ailelerinden bir
tepki gelmemesi, gerekse dünya efkârına karşı
komünist hareketidir diye empoze edelim, diyor.
Beyefendi düşününüz. Böyle bir dâva kabul ediliyor
ve dâvanın çaresi de böyle görülüyor.
İkinci bir misal : Yine doğulu bir genç hakkında
bir rapor veriliyor. Diyor ki, bu çocuk ve
ailesi o kadar kurttur ki, babasının mezar taşında
dahi kurt Hasan diye yazar. Mahkeme meseleyi
tahkik ediyor. Hakikat çıkıyor. Meğerse
adamcağızın babası Hasan değil, Fermandır, ölü
değildir, hayattadır.
İşte beyler görüyorsunuz ki Millî Emniyetimizin,
Hükümetin yanlış bir politikası ne gibi
ifetilâtlara sebeb olmaktadır.
'Birinci salfha şu beyler: Realiteyi kabul
edeceğiz. Yoktur diye bir şey olmaz, İnkâr
metodu
işaret ettikten sonra meselenin ikinfci safhasına
gelelim. Acaba bu millî yaramız nasıl tedavi
edilecektir. Bunun için akla ımütaaddilt
metotlar gelebilir, ©unların birincisi inkâr
metodudur. Bugün bizim tatbik ettiğilmiz metot.
Bu inkâr metodunun bir başarı sağlamadığı,
bugün doğu - Anadolu'da yaşıyan vatand
aşlarımı zıııı asgari % 60 inin Kürtçe konuşmasiyle
sabittir. Eğer bu inkâr metodu bir
fayda sağlasaydı bugün Şarkta da, Doğuda
da (Kürtçe konuşan bir kütle 'kalmazdı.
İkinci ınıettot; izalhiren inkâr. Fakat (hakikatte
varlığı kabul edilerek terör, cebir icabı Shaline
ıgöre jenösist ytoliyle kütleyi bertaraf etmek...
ASIM EREN (Niğde fMlletivekili) — Bunların
3 ncü madde ile alâkası yok.
KEMAL BADILLI (ıDevamla) — Var Beyefendi.
BAŞKAN — Sayın Badıllı işin ilmî inceliklerinden
ve etütlerinden ziyade; rapora, tetkikata
ve komisyon rap'oruna tallük eden kısımlar
hakkında konuşunuz.
ASIM EREN (Niğde Milletvekili) — 3 neti
madde ile hiçbir alâkası yok. I
KEMAL BADILLI (Devamla) — Sayın
Başkanım, şunu arz edeyim, nıuihıterem arkadaşlar,
(Türkiye Cumhuriyetinin mukaddes bir
çatısı altında bulunuyoruz. Burada Hıer dâvamız
açıkça, samimî olarak ortaya konulmalıdır,
(Ben de ibu 'vatanın bir evlâdıyım. Böyle
bir iddia vardır. Maihkemelerde size dosya 'gösterebilirim.
Üniversitelerden size misâl gösterebilirim.
Bu dâıva hepimizin dâlvasıdır. (Bunu
samimî olarak ortaya koyalım, tedavi edelim.
'Berıim de içimin yandığı budur, beyefendi
Bu vatanı siz ne kadar severseniz, en az bende
sîzin kadar severim.
BAŞKAN — Sayın Badıllı, bu meiyzuun
âriz aımik incelenmesi, ilmî etütle değil (konuştuğumuz.
Bulada bu rapor dolayıssiyle, Sayın
Bekata ve (Sayın Azizoğlu (hakkındaki uııeısuliyet
meselesi doliaynsiyle rapor üzerinde konuşmalarınızı
teksif etmenizi rica ederim.
KEMAL BADILLI (Devamla) — Sayın
Başkanım, zaten raporda vardır, yoktur denilemez
ki. (Bugün raporda, iddia edilen şudur.
Eski Sağlık Bakanı Türkiye'de mevcut
tehlikeli cereyanlara yani 'Kürtlere yardım etmiştir,
onları himaye ve teşvik etmiştir. Bu
ne demektir? Türkiye'de 'böyle bir dâva vardır.
Bu dâva himaye edilmiştir. (Ben de diyorum
ki Türkiye'de Kürtçülük diye bir dâ^a
yoktur. Tabiî yok dememi de bâzı esaslara!
istinadettirmem lâzımdır. Mücerret bir ifade
ile olmaz ki bu.
Evet, ikinci metot zlor metodu demiştim.
Fakat bu metodda maalesef münakaşa daihi
edilmez ve faydası görülmemiştir.
Nihayet üçüncü metot; üçüncü ımetot, re&-
litelerin ışığı altında aklı selim metodudur.
Peki bu aklı selim metodunu istediğimize 'göre
neler yapmamız lâzımdır? Yani meselenin esasını
nasıl 'halletmemiz lâzımdır? Biz diyoruz
ki, Doğu'nun iktisadi dâvası samimî olarak
ele alınmalı, bicolmazsa iŞarfk ile Garp arasındaki
'tezadı bertaraf etmelidir.
İkincisi kültür meselesidir 've İbu kültür
meselesi içinde dil meselesidir. Beyler yok
demekle bir- şey olmuyor. Bulgun Anadolu'nun
Doğu tarafında köylere ıgidiniz, kasabalara
gidiniz, inanınız ki, nüfusu 'galip bir ekseriyeti
Türkçe da!hi bilmiyor. Peki bilmediğine
göre bunlara nasıl öğretmek lâzımdır? Zorla.
mı?'Hayır. Bu tatbik edildi: Meselâ !bir za-
•m'an ıSayın Avni Doğan Beyin haleflerinden birisi
Kürtçe konuşandan o zaman için 5 kuruş
para cezası alıyordu, öyle oldu ki, kimse şehre
daihi gelemedi. Tasav/vur 'buyurun. Biz 10
sene tahsil, görüyoruz, -bir yabancı lisanı öğrenemiyoruz
da cahil 'bir köylü nasıl olur da
kalkıp bir gecede Türkçeyi öğrenebilip? Buna
imkân var .mı beyler? Türlkçeyi öğretmeyiz. Fakat
(Kürtçe de 'konuşma deriz. Bu tamamen çelişik
bir durumdur,. Bunun hiçbir faydası yoktur.
(Biz okul istiyoruz, okul açılsın, vatandaşlarımıza
millî şuurumuz aşılansın. Ne oldukları
belli olsun. Böylece dıştan ve iç/ten
olan tehlikelere karşı yekpare 'bir Devlet olarak
'mukavim bir şekilde duralını, tşte Doğu'-
nun istediği bu. Başka bir şey istemiyoruz
beyler. • Biz, insanıca yaşamayı nıağalarda yaşamayı
artık 'bırakmk istiyoruz. Doğu ile Batı
'birbirinin müteanmim ibir cüzüdür. Bunların
tefrik ve ayrılmasına imkân yoktur. (Ne alâkası
var sesleri)
SADÎ KiOÇAŞ (Cumhurbaşkanınca S. Ü.)
— Saym Başkan, ne alâkası var mevzu ile?..
BAŞKAN — Efendim mevzu Kürtçülükle
alâkalıdır. Zaten bağlıyor, arkadaşımız. ('G-ürültüler)
Evet efendim, devam ediniz.
KEMAL IBADILLI (Devamla) — Muihıterenı
arkadaşlarım madem ki, mesele ile alâkalı
değilmiş, öyle kabul edelim. Ve sözlerimi
şu şekilde bitirmek isterim. Sizlerden, Hükümet
memurlarından Hükümetten ve münevlverlerden
rica ediyorum. Misak-ı Millî hudutlarımız
dâhilinde yeikpâre olla/pak elele, haşhaşa
vererek saymakla bitmez tükenmez dertlerimize
eğilelim. Bunları teşhis edelim, çareler
arayalım, tedavi edelim. Açıkça, samimî
olarak söylüyorum ve ilân ediy'oruım; bir Şarklı
olarak içimi döküyorum. Türkiye'de Kürtçü -
lük diye bir dâva yoktur. Eğer bu dâva illâ
varsa, bu dâvayı Hükümetin kendisi, münevverlerin
kendisi ve memurların kendisi yaratmaktadır.
(Sağdan bravo sesleri) Acı misaller çok
beyler. Şeyh Sait isyanına, Dersim isyanına
bakınız. Bunların Kürçülükle ne alâkası va,r?
Bu sadece memurların, Hükümetin yanlış politikası.
ıBunlar birer realitedir, fakat acı realitedir.
Açıkça ve samimî olarak söylüyorum.
Ben şahsan bir Doğulu olarak Kürt, Türk, şu,
bu ayırımını kati surette ret ve tel'iıı ediyoyornm.
Bunun gibi ırkçılık ve Turancılığı
da aynı derecede ret ve tel'in ediyorum.
Bunun gibi ırkçııkık ve Turancılığı da
aynı derecede ret ve tel'in ediyorum. Bu memleketi
kendi habis menfaatlerine alet etmek
üzere tecelli ve izmihlale götürenlere lanet
olısun. Yaşasın Türkiye ve yaşasın TürlkiyeMler.
(Alkışlar ve bravo sesleri1)
T. B. M. M. B:13 24.6.1964 O:2
KEMAL BADILLI (Urfa Milletvekili) — Lehinde
efendim.
BAŞKAN — Sayın Komisyon sözcüsü, siz
taıkririn lehinde mi söz istediniz?
TAHKİKAT KOMİSYONU ADİNA ORHAN
APAYDİN (Aydın Milletvekili) —Hayır, aleyhinde.
BAŞKAN — Aleyhinde söz veremiyeceğim.
Çünkü, ruznaımeye taallûk eden bu husustur.
Aleyhte 2 kişi konuştu, lehinde ise 1 kişi konuştu.
İkinci 'kişi olarak lehinde Kemal Badıllı'ya
söz vereceğim. Buyurun Sayın Badıllı.
KEMAL BADILLT (Urfa Milletvekili) —
Sayın Başkan, muhterem arkadaşlarım, bendenizin
söz almasına yegâne sebep muhterem Avni
Doğan Bey'in temas ettiği husustur. Bugün
Yusuf Azizoğlu hakkındaki tahkikatın (bâzı hususlarını
şu veya bu şekilde bir tarafa bırakırsak
esas özünü kürtçülük meselesi teşkil eder.
Bugün Türkiye'de gazetelerde, Büyük Millet
'Meclîsinde, mahkemelerde kürtçülük diye bir
dâva vardır. Bu meseleyi örtbas etmekte bir
inana yoktur. Bir şarklı olarak bendenizin maruzatım
şudur ki, bu mesele Büyük Millet Meclisinde
açılsın, konuşulsun, meselenin mahiyeti
anlaşılsın. Çünkü, örtbas etmekle hiçbir mesele
halledilemez;.Bugün itham ediliyoruz;
memleket dâvasını savunduğumuzda kürtçüsünuz
diyorlar. Bunu mahkemelerde diyorlar, Büyük
Millet Meclisinde diyorlar, ve hatta anti
parantez, ''bizi Barzani'nin adamı dahi yaptılar''
Binaenaleyh, bu meselenin 'konuşulmaması değil,
konuşulması müreccehtir. Biz de İçimizi
dökelim, biz de derdimizi söyliyelim, hiç değilse
efkârı umumiye bu hususta tamamiyle
aydınlansın. Kürtçülük nedir, vatanı bölmek
nedir, vatanperver kimdir, vatan haini kimdir?
Bu tamamiyle anlaşılsın. Hürmetlerimle.
TÜM TBMM TUTANAKLAR İÇİN TIKLA